En saf ve en duygusal edebi yazılar arasında iki edebiyatçının bir birine yazmış oldukları mektuplar gelir. Edebi mektuplar, gerçek duyguları yansıtma yöntemi olduğunun bir yoludur.
Hüzün Martıları[1] kitabı elime geçtiği zaman gerçekten de Türkmen edebiyatında bir eksik yönü tamamlama adımların biri olduğunu düşünüp ve severek okudum.
Uzun yılları beraber yaşayan üç arkadaştan ikisinin karşılıklı duyguları yanında üçüncüsüne besledikleri sevgi saygıyı gıyabında dile getirmeleri pek çok yönden kadirşinaslığın bir göstergesidir.
Türkmen edebiyatında bazı konulara ışık tuttuğu gibi Hüzün Martıları’n yazarları tarihe not düştüklerini unutmamak lazım. İki dostun arasındaki mektuplarda olaylar ve memleket meselelerini satırlar arasında okumak da mümkün.
Yirmi üç mektuptan oluşan kitapta on ikisi M. Ö. Kazancı tarafından yazıldığını, on biride N. Merdan’ın yazdığını görüyoruz.
Dokuz yıl süren bu mektuplaşmanın ilki 09.04.2010 tarihinde M. Ö. Kazancı tarafından başlanmış ve 16.06.2004 de yine Kazancı tarafından noktalanmıştır.
Ortalama mektuplaşma 113 gün aralıklarla yazılmış. En çarpıcı cevap ise Kazancının 16.07.2000 tarihli mektubuna N. Merdan 10.08.2000 tarihinde yani otuz üç gün sonra Arapça yanıtlandığını görüyoruz. Bu mektubun Merdan tarafından hızlı cevaplanmasının nedeni; arkadaşı Kazancı’nın rejimin istihbaratı karşısında ne denli zor durumda olduğunu sezmiş ve hemen yanıtlanmaya geçmiştir. Dost dostu bir işaretle anlamış ve istihbaratın adamları dostunu aracı olarak kullanılmaya yeltenmeleri ve istenilen çirkin teklifi nazik bir dil kullanarak reddetmiştir.17. Mektup. S.90.
Saddam rejimi tarafından ister yurt içi ister yurt dışı olsun kişisel yazışmalar sık sık denetimden geçtiği için Kazancı imalı olarak rejim istihbaratı tarafından mektupların kontrol edildiği ve yine dikta rejimlerin bir yöntemi olan kalem ve fikir adamlarını maddi teşviklerle kendi saflarına çekme girişimleri de gözden kaçmamaktadır bu mektuplarda.
1990 da büyük bir heyecanla Şafak grubunu Kerkük’te üç edebiyatçının Nusret Merdan, Mehmet Ömer Kazancı ve İsmet Özcan tarafından kurulması Türkmen edebiyatında yeni bir akımın habercisi gibiydi. Ancak ecel İsmet Özcan’ı (1946 – 16.06.1994) aralarından alır. Genç yaşta daha yaratıcı ve daha uzak görüşlü olan Özcan, yolun başındayken vefat etmesi Şafak grubunda ve Türkmen edebiyatında büyük bir boşluk bıraktı.
Şafak grubu İsmet Özcan’ın gidişiyle o heves ve o istek zayıfladı ve devam etmedi. Başka şair ve yazarın guruba dâhil edilmemesi, Nusret Merdan’ ın yurt dışına yerleşmesi; grubun tamamen dağılmasına yol açtı.
M.Ö. Kazancı ve N. Merdan can yoldaşları olan İsmet Özcan’ı hiç unutmadılar hatta her gün beraber oldukları hissiyle yaşadıklarını mektuplardan anlıyoruz:
“Delibaşımı avuçlarımın arasına aldığımda; yaşam bir şerit gibi akıp gidiyor önümden. Fırsat ve mekân olsa dostluklarımızın en güzel anında durmak isterim. O an ki, sağımda Mehmet Ömer Kazancı, solumda İsmet Özcan, etrafımızda eksik olmayan şiir ve edebiyat.” Merdan-13. Mektup/S.74
“Kerkük Kerkük olalı böyle bir dostluk görmedi.” Merdan-15.Mektup/S.83
İsmet Özcan’ın vefatı Türkmen edebiyatında doldurulmayacak bir yer bıraktığı örnek olarak aşağıdaki kısa şiirini okudukça o hissi yaşayabiliyoruz:
Vahşi Bir Şarkı[2]
Kan damlası
Nar tanesi
Çağın yeni bestesi
Makam: Vahşigah
Çalanlar
Yam yam orkesterası
Hüzün Martıları‘nda yer alan mektuplarda ister Irak’ın içinde ister Irak’ın dışında Türkmen şair ve yazarların ruh hallerini anlamamak mümkün değil.
“Artık gurbet benim soyadım olmuştur.” Merdan-2.Mektup/S.18.
Bir nedenle Irak’ın dışına gitmiş ve yerleşenlerin gurbetteki yaşamı yanında birde Irak’ın içinde öz memleketinde, öz ata yurdunda gurbeti yaşadığını kayıt ediyor Kazancı;
“Biliyorum dostum, biliyorum ki, sen de oralarda aynı dertleri, aynı hüzünleri yaşıyorsun. İşin en acılı yanı, bütün bunlarla birlikte, bir de gurbet acısını yaşıyorsun. Adına acı dedim, başka ne diyebilirim. Gurbet dendi mi, acı, hasret, kimsesizlik hatıra gelir elbet. Ancak bazen insanın yaşadığı öz be öz toplumu bile çekilmez bir gurbete dönüşür.” Kazancı-8.Mektup/S.47
“Ancak ne var, gurbet akşamlarının bir diğer türünü biz de burada yaşamaktayız.” Kazancı-14.Mektup/S.76.
Merlon, Cenevre gibi ne kadar lüks şehirde yaşarsanız yaşayın insanın öz ana yurdu kadar güzel ve şirin yer yok ki! Her nesnede kendi memleketinizi ararsınız, gördüğünüzü benzetmeye çalışırsınız, o özlemle köprü kurup geçmişi çağırmaya uğraşırsınız! Ama nafile! Bir seraptan öte bir şey olmadığını görürsünüz, tekrardan içinize kapılıp kendi dünyanıza geçer hayal mayalle avunmayla yetinirsiniz:
“Geçenlerde bir kız gördüm. Boynuna bir camadanıyı eşarp olarak bağlamıştı. Beni bu görüntüsü, o kadar etkiledi ki, anlatamam! Acaba bu dede ve babalarımızın taç olarak gördüğü, bu camadanı’yı hangi rüzgar atmıştı buraya. İçimden kızcağızdan izin isteyip, camadanını öpmek geçti. Çünkü onda dedemin, babamın kokusu şehrimin gururu vardı.” Merdan – 9. Mektup/S.54.
İki dostun yaşamakta oldukları maddi sıkıntıları da görüyoruz. Ne ağır şartlarda yaşamlarını sürdürdüklerini samimi ifadelerle, çekinmeden bir Türkmen yazarının hayat şartlarını tokat gibi şaklattıklarını, Türkmen edebiyatçılarına gerçek fırsatlar verildiğinde onlarda dünya edebiyatına neler katmazlardı ki,
“Hiç rahat değilim, çocuklar büyüdükçe, dertleri de kendileriyle büyüyor. Para yetersizliği, yaşam zorluğu gırtlağımı kesecek yere varmıştır.” Kazancı–1.Mektup/S.15.
“..yaşamak uğruna çoluk çocuğa ekmek parası için tuvalet temizlediğimi mi? Ya da benzin istasyonunda çalıştığım çileli günlerimi mi? Hangisini istersin güzel dostum,”Merdan-2.Mektup/S.17
Birinci körfez savaşından sonra Irak’a uygulanan ambargoyu Kazancının her mektubunda görüyor ve hissediyoruz. Ambargonun getirdiği ekonomi sıkıntıları bir noter gibi kayıt edilmiş:
“Geceleri elektrik kesildiği zaman kör lambalarımızı yakıyor, çoluk çocuk bir odaya toplanıyoruz.” Kazancı-11.Mektup/S.68.
Kazancı Irak’ın ekonomi durumunun çok kötüye gittiğini bize anlatırken Irak’ın ne hale geldiğini düşünmek işten değil. Dünyada sayılı petrol ülkesi olan Irak yanlış ve bencil bir yönetimin sonucu toplumdaki çöküntüyü görmek büyük üzüntü veriyor insana:
“Maaş yetersizliği, geçim zorluğu, ev problemi, evet, ev problemi. Oturduğumuz ev yakın bir akrabamızın. Öteden beri evi boşaltmamızı istiyor. Nereye göçelim? Kiralar öyle pahalı ki, kendimizi satarsak bile bir aylık kirayı karşılamaz gibiden. Zaten eşyalarımızı çoktan satmaya başladık, çoktan. Bir ay önce “El-mütenebbi” çarşısına, yıllardır seve seve biriktirip topladığım “El-eklam”, Es-sakafa El-ecnebiye” gibi dergilerimden birçoğunu götürüp sattım.” Kazancı – 3. Mektup/S.21.
Ambargonun getirdiği ağır yaşama koşulunu her aile topluca kolları sıvayı yaşamaya sarınmanın bir ucunu tatmaya çalışmıştır; bu yaparken de gururunu ve benliğini koruyarak yapması asıl hayatta kalmanın hangi amaç için olduğunu Kazancı bir kez daha anlatıyor bizlere:
“Her kesim içinde bir tür korku, bir cins kaygı vardır. Bizim ailece korku ve kaygımız, yarına doğru nasıl, kimliğimizden, insanlığımızdan her hangi bir ölçüde taviz vermeden demir atmamız, yarını yakalamamızdır. Gemilerimizi yarının limanına selametle ulaştırmak için, bütün mümkün ihtiyatları nasıl göz önüne almamızdır. Şimdilik kafamızı karıştıran tek sorun; karnımızı doyurma sorunu. Ne adlığım maaş, ne de bizim masum karının dikiş makinesinden çıkarmakta olduğu kara mangırlar bu işe yetmiş bulunuyor.” Kazancı-8.Mektup/S.45
“Bütün bunları, değerli dostum bütün bunları, ayda yedi bin Dinar karşılığına yapıyorum. Evet, yedi bin Dinar. Ağızda çok, ancak Dolar’la ölçülürse, üç buçuk Dolar karşılığı bir şey.”Kazancı-14.Mektup/S.80.
Dikta rejimlerin korku boyutu ve dar boğaz yaşam hakkı tanımasını ve mektubun 2000 yılında yazılmasına dikkat edilirse Irak’ta bilgisayar kullanımı yasak olduğu çağımızın ayrı bir aybını sergiliyor Kazancı. Ayrıca N.Merdan’ın bilgisayar kullanımı öğrenmesine bilinç altında da olsa bir nevi imrendiğinin kokusunu seziyoruz:
“Bilgisayar kullanmayı öğrenmen, bir kazançtır başlı başına. Biz burada daktilodan bile mahrumuz. Bilirsin, resmi bir izin belgesi olmayınca böylesi bir makineye sahip olmak mümkün değildir. Bu tehlikeli makinenin güvenlik ile ilgisi olduğuna bağlanılmaktadır.” Kazancı-14.Mektup/S.77
Irak’ta Türkmenlere yapılan en büyük haksızlık, en büyük kıyım kendi Türkçe dillerinde eğitimi yasaklaması, dilini öğrenmeye mani olmsı idi.
“Bu millete fırsat verilse, kendi varlığını en ağır[3] bir şekilde ortaya koyacaktır. Mesela dil fırsatı. Mesela eğitim fırsatı.” Kazancı-14.Mektup/S.79.
Her iki yazarda kullandıkları Kerkük yerel ağızdaki bazı kelimeleri hem mektuplarına bir güzellik katmış hem de yaşayıp büyüdüklerin yörenin eskiye dayanan özlemi, hasretinin kanıtını görüyoruz:
- 83 – Kırağının/Kenarının, s.94 – Gideğ/Gidelim, s.94 – Hara/Nereye, s.95 – Men de bilmirem/Bende bilmiyorum, s.31 – Ahırşar/Zavallı, s.34 – Suyuna sal/Akışına bırak,
Kerkük’te kırklı kuşaktan altmışlı kuşağa kadar Kerkük’ün Adliye Sarayının karşısında yer alan mütevazı Dayı Emin’in kitapevi her edebiyat sevenin uğrak yeri ve buluşma yeri olunmuştu. Yaklaşık 12 m2 olan dükkânda üç duvar kitap rafları, önde cam vitrin. Vitrinin iç kısmında bir sandalye ve bir masa; Dayı Eminin masası (sonradan oğulları geçti masanın arkasına) doğru düzgün oturma yeri yoktu dükkânda. Bazen de kitapları dükkânın önüne kaldırımda sergilerdi. Gelen misafirler/edebiyatseverler kaldırımda buluşur sohbet ederlerdi. Dayı Eminin küçük dükkânı uzun yıllarca edebiyatçılara ilham kaynağı olduğunu diyebiliriz.
Dayı Eminin kitapevi her Türkmen yazarın mutlaka hatırasında bir yeri vardı. Daha eski yıllarda Kerkük Otelinin karşısında Habib Sevimli’ nin dükkânı kitapevi olarak Türkmen edebiyatçıların uğrak yeri idi. Ne kadar kitapevi olmasa da Atlas caddesinde Mehmet İzzet Hattat’ın dükkânı uzun süre bu boşluğu doldurdu.[4]
- Merdan Dayı Eminin dükkânı önündeki anılarını tazeleyerek; sohbet sonunda dostunun isteği hangi yöne olursa olsun gitmelerine hiç itiraz etmeden kuzu kuzu uyduğunu söylüyor. S. 94.
- Merdan, gurbet ellerde Iraklılara bakışı anlatıyor bizlere, hele bakış açısı bir başka Ortadoğu ülkelerinin insanı tarafında oldu mu daha acı verici bir durum:
“Geçenlerde Cenevre’de bulunan iki Arap okuluna çalışmak için başvurdum. Sırf Iraklı olduğum için ihtiyaçları olmasına rağmen, başvurumu kabul etmediler. Anlaşılan bu pez…. ler, hem vatanımızda, hem de dışarıda bizlere yaşama hakkı tanımıyorlar.” Merdan-7.Mektup/S.41.
Irak rejiminin baskıcı yönetim tarzını fikir adamlarının ve yazarların yapıtlarını kontrol altına aldığını bütün çıplaklığıyla anlatıyor Kazancı:
“Son zamanlarda, nedense, gazeteye gönderdiğimiz yazılar, yayınlamadan önce kelime kelime inceleniyor, gözden geçiriliyor. Hatta kimi yazılarımız, kimi yerlerinde değişme yapmak için geri veriliyor. Son yayınlanan iki hikâyemin son satırlarını gazetede çalışan arkadaşlarımızın önerisi üzerine değiştirmek zorunda kaldım. Hikâyelerimin bir kaçını aynı yüzden geri aldım. Çok dikenli yol, çakıl dolu yol, bu bizimki. Nereye ayağını bassan kurtaramıyorsun.” Kazancı – 21. Mektup/S.109.
Nisan 2003 te ABD nin Irak’ı işgali ve bu işgalin gölgesinde bütün bakanlıklar, devlet daireleri, kurum ve kuruluşların yağmalanması [5] büyük bir trajedi idi:
“Tuvalet kâğıtlarına kadar göz kaçırarak, hükümet dairelerinden, bürolarından çaldılar.” Kazancı – 23.Mektup/S.115
Yağmayı yapanlar ise kendilerini avutarak:
“Petrol parasından payımızdır.”[6] Kazancı – 23. Mektup/S.115
Hüzün Martıları, özlem dolu, vefa dolu bir kitap. Yazarlar sık sık dostlarından bahsetmektedirler: Mevlut Taha Kayacı, Kahtan Hürmüzlü, Hamza Hamamcı, Nevzat Kerim, Kasım Sarıkahya ve diğerlerini, dostlarını unutmadıklarını hemen hemen her mektupta dile getirmişler. Bu arada Behçet Merdan/Gamgin ise iki yazarın arasında bir haberci gibi rol aldığını unutmamak lazım.
Hüzün Martıları; son günlerde okuduğum ve duygulandığım kitaplardan biri idi. Pek alışa gelmeyen bir tarih düşürülmüş hem Irak’ın hem de Kerkük’ün bir dönemine. Zevkle okunacak bir kitap.
***
Kemal BEYATLI
20.06.2010
[1]Hüzün Martıları-Nusret Merdan&Mehmet Ömer Kazancı arasındaki Karşılıklı Mektuplaşmalar (1996-2004) 1.Baskı Kerkük 2010 Basımevi:?
[2]Av. Ata Terzibaşı-Kerkük Şairleri 9. Cilt s:87 2001 Kerkük Bilgisayar Basımevi.
[3]M.Ö.Kazancı, ağır kelimesi yerine güzel kelimesini kullanmış olsaydı daha uygun olurdu.
[4]Benim kuşak 1950 li kuşak bu üç uğrak yeri bilir. Ben başkasını hatırlamıyorum.
[5]Bütün bakanlıklar, devlet daireleri yağmalanırken tek Petrol ve Planlama Bakanlıkları ABD askerinin kontrolünde koruma altına alınmıştı.
[6]Yağmalamada sıradan insanların ambargonun ve kıtlığın getirdiği sosyoloji bir kırılma olduğunu düşünüyoruz. Ancak Irak’ın Kuzeyinden gelen Kürt grupları Kerkük’te Nüfus ve Tapu dairelerinden resmi belgeleri çalmaları ve binaları yakmalarına aynı düşünceyi taşımıyoruz. Kürt grupların Irak’ın keşmekeş olan durumlarından yararlanarak bir milletin resmi belgelerini yok etmekle büyük bir soykırımına gittikleri ap açıktır.