TÜYAP’ın 31. İstanbul Kitap Fuarına katılan Kerkük Vakfı, daha öncelerde olduğu gibi yeni kitaplar sergilemeye özen gösterdi. Sergilenen yeni kitaplardan biri de Kerkük’te Zaman (2013) başlığını taşıyordu. Bu kitap, Kerkük doğumlu olan yazarın Kerkük Vakfı’ndan çıkan dördüncü eseridir. İlki Kerkük Seni Yazdım (roman, 2003), ikincisi Korya Pazarı (uzun hikâye, 2009) ve üçüncüsü ise Düğüm (oyun, 20..) başlığını taşıyordu.
Vakıfta göreve başladığım günden beri, vakfımızın yadımladığı her yeni kitabın ilk okuyucusu olmam nedeniyle kendimi şanslı addeder ve de mutlu olurdum. Nitekim 112 sayfadan oluşan Kerkük’te Zaman Kitabını da fuar süresince okudum. Edebiyat uzmanı değilim ama bu kitapta geçen uzun hikâye hakkında sizi başka bir yöne çekmek isterim.
Beyatlı, bir önceki kitabında Korya Pazarı’nın gerçek kahramanlarının hikâyesini yazarken, bizleri, Kerkük´ün meşhur semti olan Korya´ya götürmüş ve oradaki anılarımızla baş başa bırakmıştı. Beyatlı’nın bu yeni hikâyesi Kerkük´te Zaman ise, bizleri Kerkük´ün başka bir semtine götürdü ve bizlere oradaki yaşantıları hatırlatarak yeniden yaşattı.
Pekâlâ, bu hikâye neyi anlatıyor, diye sorabilirsiniz. İşte bu güzel hikâye iç yüzüne dair vereceğim bilgilerde, hikâyenin kahramanları, kahramanların davranışları ve kahramanların olaylara ve hayatlara bakışlarını analiz edeceğim. Çünkü yazar bu hikâyedeki kahramanların yaşayışlarını bir bakıma gerçek hayattan almıştır. Yazar bence bu yaşantıların sosyolojik ve toplumsal öğütler sunduğunu ve toplumun bazı güzel adetlerini örnek olarak gösterdiğini belirtmek isterim.
Burada halkın verdiği okulsuz eğitimin anlatımı, öyküye ayrı bir değer katıyor. Çırakların öğrenme yolları, ustalara bağlılıkları ve ustaların sert müdahaleleri; diğer yandan çıraklara şefkatle yaklaşmaları, eğitimsiz Karcı Hüseyin işinin hakkını vermesi ve sözünde durması, emeğinin karşılığı az olduğu halde, işine bağlı kalması, hikâyedeki kahramanların milli şuur bilinci ve esnaftaki komşuluk ilişkileri hikâyeye ayrı bir değer katmıştır.
Hikâyenin başka bir yönü ise, gelişmiş ülkelerde hayvanların korunması ve sevgisini topluma aşılamak için hayvan koruma derneklerin kurulmasını dile getirmesidir. Yazar bu hikâyede o zamanki toplumun hayvanlara olan sevgi ve şefkatini çok güzel bir şekilde ifade etmiştir.
Yazar gerçek insanları göz önüne alarak onları hikâyede ölümsüzleştirmiş ve içlerindeki güzellikleri okuyucuya aktarmıştır.
Hikâyedeki dükkân sahipleri sokak köpekleri ile kuşların o sıcak havada soğuk su içmelerinin hakları olduğunu düşünerek, karcı Hüseyin’in getirdiği kar kalıplarının birisini eriterek dükkânın önüne akıtmışlar ve hayvanların soğuk su içmelerini sağlamışlardır. Bu davranışı kitaba yansıtan yazar, toplumun düşünce inceliğini ve insanlık duygusunu öne çıkartmıştır.
Hikâyede dükkân sahiplerinin özellikle sabahları, temiz olsun diye dükkânlarının önlerini yıkadıkları, bu arada henüz gelmeyen komşu esnafın da dükkânının önünü de yıkadıkları dile getirilmiştir. Bu davranışlar toplumun dikkat çeken incelikleridir.
Bu arada çırağın ustaya güvenmesi ve onu patron değil, bir baba olarak görmesi, ustanın çırağını oğlu gibi görmesi ve ustanın çırağına tecrübelerini ve marifetlerini karşılıksız bir şekilde öğretmesi, hikâyenin ilgi çeken ayrı bir öğretisi ve süsü sayılır. Bu davranış toplumun öne çıkan özelliklerinden biridir.
Kahramanların milli meselelere bakışları ise hikâyeye ayrı bir derinlik katmıştır. Esnafın tanımadığı bir mağdurun cenazesine gözünü kırpmadan, rızkına önem vermeden ve dükkânlarını kapatıp arkasına düşmesi ve o anda hikâyenin kahramanı olan çırağın, o güzel sözü söylemesi literatürlere girecek bir sözdü.
Bir biz değildik bütün Türkmenler yürüdü o gün. Mazlum insanın tanıdık olmasının şart olmadığını o gün öğrendim.
Hikâyenin ayrı bir yönü de, o dönemlerde meydana gelen olayların, haksızlıklar ifşa edildiği halde halkın buna şahit olduğu halde bir sonuca varamamasını vurgulamasıdır. “Adalet olmayan bir memlekette, şahitlik neye yarar” sözlerini, yürüyüşe katılan birinin söylemesi, Kerkük’teki hayatı çok açık biçimde özetlemiştir.
Hikâyedeki Karcı Hüseyin’in yaşadığı aşk dramı ayrı bir kitap olur. Hikâyenin diğer kahramanları ise, sizleri bir an olsun Kerkük’te yaşıyor hissini verir.
Hikâyeye eklenecek bazı notlarım var. Gerçek hayat ve gerçek kahramanlar olmasından dolayı hikâyede Selahattin sinemasının bombalanması yazılmıştır. Bu bombalama sonucu birkaç Türkmen yakalanmış ve bir kişinin bu olayı gerçekleştirmiş olması düşünülerek idam edilmiştir. İdam edilen gencin ailesine Baas partisinden mektup gönderilerek şunu belirtmişlerdi, yanlışlıkla idam edildi o değildi, bunu da eklemek isterim. O yanlışlıkla idam edilen genç benim dostumdu Celil Demirci ruhu şad olsun.
Bu hikâyede 1970 Türkmen öğrencilerinin boykotuna da vurgu yapılmıştır. Temennim bu olaylar hakkında gerçek hikâyelerin kaleme alınması ve oradaki kahramanları ölümsüzleştirilmesidir.
Kemal Beyatlı’nın hikâye yazmasının devamını dilerim
Kaynak: http://www.bizturkmeniz.com/tr/index.php?page=article&id=30019
Yıldırım Hasanzade
KARDAŞLIK SAYI 61