Ah İstanbul Vah Kerkük
“İstanbul’da Bir Kerküklü”
Hikâye ve Senaryo: Kemal BEYATLI
Nisan 2010
(Bu Filmin Senaryosu Kemal Beyatlı’nın İstanbul’da Bir Kerküklü Hikâyesinden Alınmıştır.)
ÖYKÜ:
Hikâyenin Adı: İstanbul’da Bir Kerkük’lü
Yazarın Adı: Kemal BEYATLI
Not: Bu öykü Uluslar arası Kaşgarlı Mahmut Öykü Yarışmasında Mansiyon Ödülü almıştır (2008)
SİNOPSİS:
Irak Türkmenlerinin değişik rejimlerin baskısıyla yaşadıkları sıkıntılardan Türkmen toplumunda bıkkınlık yaratır. Bu sıkıntılar Saddam döneminde zirveye ulaşır. Baskılardan en fazla etkilenenler gençler olur. Yetişmiş her Türkmen’in hayatı tehlikede olduğu, her an Saddam’ın muhaberatı tarafından tutuklanıp hapse atılacağı, mesnetsiz suçlamalardan idam edilebileceği endişesi gençleri yurt dışına kaçmak arayışlarına sevk eder. Bu arayışlara aileleri de destek verir. Yeter ki çocukları hayatta kalsın.
Türkmenler için Türkiye bir hayal ülkesidir. Türkmenlere göre Türkiye’deki her vatandaş Türkmenleri, Kerkük’ü, yaşadıkları baskıları yakından takip edip ve kaygılandıklarını zannederler ve Türkmenler kendilerini de buna inandırırlar.
Türkiye, ne kadar Türk dünyasının ana vatanı konumunda olsa da kendine özgü bir yasası, coğrafyası, ekonomisi, toplumsal problemleri, bağlı olduğu uluslar arası konumlar v.s. sıkıntıları var.
Kerkük’te Cemal’in arkadaşları Saddam muhaberatı tarafından tutuklanır. Bu olay Cemal’in ailesini korkutur. Oğullarının Türkiye’ye kaçmasını isterler. Ancak Cemal her şeye rağmen kalmak istese de annesinin yurtdışına kaçması ısrarı üzerine Türkiye’ye illegal yollardan iltica eder.
Orhan, Cemal’in Türkiye’ye gideceğini duyar ve ağabeyi Timur’un adresini Cemal’e verir.
Cemal Erbil’de bir insan kaçakçısıyla anlaşır ve para karşılığı sahta pasaport ile sınırı geçiş anlaşması yapar. Irak – Türkiye sınırındaki dağlı bölgeden katırla geçer. Yolda bazı Irak’lılarında kaçtığını görür.
Türkiye’yi hiç görmeyen ve hep hayal ettiği ülkenin yollarında otobüste Cemal zaman zaman Kerkük’ü hatırlar.
İstanbul’a ilk varışında hayal kırıklığı başlar Cemal’de. İstanbul’un keşmekeşi ve her insanın kendi derdinde olduğu kimse Cemal’e bakmadığı anlayınca sıkıntının ilk belirtisi başlar.
Orhan’ın ağabeyi Timur Cemal’in gelişinden hoşnut olmasa da “artık geldin şimdiden sonraya bakalım” Timur’un evinde yaşmaya başlar. Timur ağır verem hastası (Tuberculosis) olduğu, kaldığı bodrum kattaki evin güneş görmediği ve rutubetli bir yer olduğunu Cemal gördüğünde sıkıntısı bir kat daha artar. Kerkük’te arkadaşı Orhan’ın anlattığının tam tersi bir hayat yaşıyordu Timur. Osmanbey’de bir depoda hamal olarak çalışıyor ve Cemal içinde bir başka depoda hamal olarak iş bulur. Her ikisinin patronu cimri ve haftalık maaşlarını gecikmeli öder.
Can, bir Türkmen genci: Kerkük’te aile baskısından kaçmış ve İstanbul’a yerleşmiş. Hiçbir işte dikiş tutturmayan Can en sonunda bir barda garson olarak çalışır. Kurnaz ve sahtekâr olan Can önceden Timur ile tanışıyormuş. Can barda bir kavga yüzünden kaçar Timur’un evinde saklanır.
Timur ağır hastalandığı için Cemal onu ısrarlar hastaneye götürür. Ancak hastalığın çok ilerlemesi nedeniyle hastanede ölür. Cemal’den hastane masraflarını isteler. Ödeyemediği için polis devreye girer. Bu sırada Cemal’in oturma izni /ikameti tezkeresi olmadığı için polis Cemal’in İst. Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesine sevk eder. Yabancılar şubesi Cemal sınır dışı eder. Habur Sınır Kapısında Türk polisleri Cemal ve birkaç Türkmen’i Kürt perşmergelerine teslim eder.
Timur’un hastaneye kaldırılması ve Cemal’inde onunla ilgilenmesi Can için Timur’un evinde yalnız kalmasına fırsat doğar. Can, Timur’un evinde para aramaya başlar ve bulur sonra evi terk eder.
Cemal, Timur ve Can bu serüveninin bir örneğidir. Kerkük’ten İstanbul’a illegal yollardan kaçan Türkmen gençleri Türkiye’de/ana vatanda umutlarının tam tersiyle bir duvara çarptıkları bir gerçektir.
***