Bisiklet “öykü”
Bodrum katta yaşıyorlardı ana oğul. Yaşar, yeni ikinci yaşına girmişti ki babasının şehit haberi gelmişti. Babası komando idi. Güneydoğu’da, teröristlerle girdikleri bir çatışmada şehit olmuştu.
“Vatan için gidiyorum, senin için döneceğim!” yazıyordu duvardaki mavi bereli yakışıklı resmin altında.
Ama babası dönmedi, dönemedi!
“Annemi de kurtarın, bu yaz bana bisiklet alacaktı. Rüyasında babamı görmüştü. Babam anneme söylemişti, annem de söz vermişti; sınıfı geçersem bana bisiklet alacaktı…”
…
Kıyametin başladığı an, işte o andı. Sabahın ilk saatleriydi ama hala ezan okunmamıştı. Sokaklarda sadece köpek havlamaları duyuluyordu. Herkes uykudaydı. Herkes başıboş dolaşan köpeklerin sesinin ne iğrenç olduğunu düşünüyordu. Yaşlılar zar zor uykuya dalmaya çalışırken köpeklerin sesi, uykularını bölüyordu. Yataklarında bir sağa bir sola dönerken bazıları mırıldanıyor; bazıları “la havle” çekiyordu. Oysa köpekler, ayaklarının altında bir şeylerin kaydığını ilk hisseden yaratıklardı. Kimse aldırış etmedi. Mışıl mışıl uykuya dalmıştı çoğu insan. Allah geceyi dinlenmek için yaratmamış mıydı?
Yaşar da, çocuk olmasına rağmen, yerinde kıvranıyordu. Hava çok soğuktu. O gece eksi on beşi gösteriyordu ısıölçerler. Akşamları annesi kombiyi yarım açardı. Gece oldu mu da hepten kapatıverirdi. Yaşar’a yorgan altında insan ısınır diye telkin etmişti. Doğalgaza ne hacet! Neden fazla fatura ödeyelim, diye kendi kendilerini avutmuşlardı.
O gece, saatler 04.17’yi gösterirken, 7,7 şiddetinde sarsıldı Kahramanmaraş. Hem de gece yarısı ve lapa lapa kar yağarken. Yerler yarıldı; köprüler sallandı… Pasta keser gibi yolları yardı fay hattı. Binalar patır patır dökülmeye başladı. Canını kurtaran kurtardı.
Çocuklar neler olduğuna anlam veremediler ilkin. Muzip olanları ise “anne sallama yeter; uyudum işte!” der gibi oldular.
Bir anda, birileri, Yaşar’ı yatağından alıp fırlattı. Annesi holde gece namazına durmuştu. Bir oda, bir salondan oluşan evde, ana oğul, aynı yatak odasında yatıyorlardı. Odada ışığı yakmamıştı annesi, Yaşar’ı rahatsız eder diye.
Yaşar, sarsıntının şiddetiyle yuvarlandı karyolanın dibine… Yaşam üçgeni oluşuverdi kendiliğinden. Bağırdı.
“Anne. Anne!”
Hol çökmüştü. Bir mağaranın çökmesi gibiydi, göz gözü görmüyordu. Çıkış kapısı, molozların yığılmasıyla kapanıvermişti. Saatin akrebiyle yelkovanı, felç olmuş gibi, hiç ilerlemiyordu. Aradan on iki on üç saat geçti geçmedi, 7,6 şiddetinde bir deprem daha dinozorlar gibi yıkıp döktü her yanı.
Oysa Yaşar, eğitim yılının son karnesini alıp sınıfı geçtiğini annesine koşarak müjdelemek için, yeni dönemin başlamasını heyecanla bekliyordu. Tabii ki iple çektiği yaz tatiliydi. Ne zaman yaz gelir, tatil başlar diye hep düşünüyordu. Bunun elbette ki bir sebebi vardı; annesinin söz verdiği, babasının annesine almasını öğütlediği, annesinin de alacağına söz verdiği bisiklet.
Hayalindeki bisikleti her gece rüyasında görüyordu. Üst kattaki Ahmet’in bisikleti rüyasının bir parçası olmuştu artık. O bisiklete hayran kalmıştı Yaşar.
Ahmet, zaman zaman, bodrum kattaki geniş alana bisikletini bırakırdı. Ama ne yazık ki bırakırken de hep kilitlerdi. Kırılmaz kilitli, uzun bir zincirle bisikleti zincirlerdi. Kilit, anahtar olmadan asla açılamazdı. Yaşar gelir bisikleti okşar durur, okşar dururdu. Bazen de üstüne biner ama pedalı çeviremezdi. Zinciri arka tekerleğe vurmuştu Ahmet. Çok kez içinden “ne olurdu yani bir gün de kilitlemese şu bisikleti,” diye geçirirdi. Annesi, bir keresinde görmüştü onun bisiklete bindiğini. Bir şey diyememişti. Şehit maaşıyla bisikleti almak zordu onun için. Yine de oğlunun gönlüne bir ışık olsun diye bir hikâye uydurmuşu.
“Babanı rüyamda gördüm, sınıfını geçersen eğer; bu yaz sana bisiklet almamı söyledi.” Annesinin bu hikâyesi, yüzünü tam hatırlayamasa da, kendince babasının tam bir melek olduğu duygusunu uyandırıyordu Yaşar’ın gönlünde.
…
Kurtarma ekibi, üçüncü gün Yaşar’a ulaştı.
“Anne, anne!” diye bağırıyordu. Sese odaklandı kurtarma ekibi. Ses sayesinde nihayet Yaşar’a ulaşabildiler. Şükür nidalarıyla, sevinç gözyaşlarıyla Yaşar’ı sedyeye aldılar. Hemen üstüne termal battaniye serdiklerinde farkına vardı deprem olduğunun ve göçük altında kaldığının. Tekbirlerle ambulansa bindirdiler ve ambulans hareket etti.
Sağlık görevlisi koluna serumu takmaya çalışıyordu.
“Annemi unutmayın!” tekrarlıyordu Yaşar. “Bu yaz bana bisiklet alacaktı.”
“Ben sana bisiklet alırım,” dediğinde ambulanstaki amca; Babam kızmaz mı? Anneme söylemişti alsın diye,” dedi.
“Kızmaz, kızmaz! Ben annene söylerim; bir daha rüyasına baban geldiğinde benden karne hediyesi olduğunu söyle derim. Şimdi sen rahat ol. Dinlen hiç merak etme. Anneni de kurtaracağız, bisiklette alacağız sana.”
“Annemi kurtarın ve benim yanıma getirin amca. O zaman bisikleti senin alacağını da söylersin.”
“Tamam,” dedi ambulanstaki amca.
Yaşar ile sağlık personeli arasındaki diyalog sürerken 5,1 gücünde bir deprem daha oluverdi birden. Artçıydı. Ambulans çukurlarla dolu yolda zikzak gitmeye başlamıştı. Dışarıdaki sarsıntıyı hissetmedi Yaşar. Yarı çöken apartmanlar, yerle bir oldu bu kez.
Ambulansın sirenleriyle birlikte Umut Apartmanı, kurtarma ekibinin gözleri önünde bir kez daha çöktü.
*-*
Kemal Beyatlı